Zihinsel Gürültü Bedenin Ritmini Nasıl Bozuyor?


Zihnimizin yorulduğunu çoğu zaman fark etmeyiz, düşünmeye, planlamaya, çözüm üretmeye devam ederiz. Oysa beden, bu görünmez yükü çok daha erken hissetmeye başlar. Uykunun bölünmesi, nefesin daralması, mide hassasiyeti ya da kalbin sebepsiz gibi görünen çarpıntıları… Hepsi zihnin taşıdığı yükün bedende bıraktığı izler. Modern hayatın hızında duygular çoğu zaman geride kalırken zihin, kontrolü elden bırakmamak için daha da hızlanmak zorunda kalıyor. Bu hız arttıkça iç ses çoğalıyor, iç gürültü yükseliyor ve beden, fark edilmek için kendi dilini kullanmaya başlıyor. Acıbadem Life’tan Klinik Psikolog Ertuğ Gözeri’ye göre bu tablo, yalnızca stresli bir dönemden geçmenin değil, duygularla temasın zorlaştığı anların da güçlü bir göstergesi.


Launchmetrics Spotlight

Bedenin Yardım Çığlığı
Günümüzde pek çok kişi “kafam bir türlü durmuyor” cümlesiyle yaşadığı zihinsel yorgunluğu tanımlıyor. Uzmanlara göre bu durum yalnızca yoğun düşünme hali değil, stres, bastırılan duygular ve bedenin verdiği sessiz sinyallerle yakından ilişkili. Klinik Psikolog Ertuğ Gözeri, zihinsel yük arttıkça bedenin alarm verdiğini vurguluyor: “Uyku bozuluyor, nefes değişiyor, mide hassaslaşıyor. Zihin ve beden birbirinden bağımsız çalışmıyor, biri zorlandığında diğeri mutlaka tepki veriyor.” Günlük hayatta çoğu zaman fazla düşünmenin bir alışkanlık ya da kişilik özelliği olduğu sanılıyor. Oysa Gözeri’ye göre zihnin hızlanması, çoğu zaman duygularla temas etmekte zorlanılan dönemlerin bir işareti. “Zihin, duygulara yaklaşamadığında devreye girer ve düşünce üretimini artırarak kendini korumaya çalışır” diyen Gözeri, stres sisteminin aktive olduğu anlarda zihinsel temponun fark edilmeden arttığını söylüyor. Aynı düşüncenin tekrar tekrar gelmesi, iç konuşmaların durmaması ya da detaylarda kaybolma hali ise çoğu zaman zihnin bir yardım çağrısı niteliğinde.

Stres, Düşünceler ve Duygular Birbirini Besliyor
Uzmanlara göre zihinsel yorgunluk yalnızca kafa karışıklığıyla sınırlı kalmıyor. Stres sistemi uzun süre devrede kaldığında beden de sürece dahil oluyor. Gözeri bu durumu şöyle özetliyor: “Uykuya dalmak zorlaşır, kaslar gerilir, mide hassaslaşır, nefesin ritmi değişir. Baş ağrısı, mide yanması, kalp çarpıntısı, boyun ve omuzlarda gerginlik… Bunların tamamı zihinsel yükün bedensel yankılarıdır.” Yani beden, zihnin söyleyemediklerini farklı belirtilerle dile getiriyor. Stres, düşünceler ve duygular arasında sürekli bir döngü olduğunu belirten Gözeri, bu üçlünün birbirini beslediğine dikkat çekiyor. İçsel sıkışmışlık arttığında en basit günlük işlerin bile göz korkutucu hale gelebildiğini söylüyor. Bu noktada önerisi net: Duyguları bastırmak yerine tanımaya çalışmak, gün içinde kısa nefes molaları vermek ve zihne küçük aralar yaratmak yükü hafifletebilir. Süre uzadığında, sosyal hayattan kopma ve günlük işlevlerin zorlaşması başladığında ise uzman desteği almak büyük önem taşıyor. Uzmanımıza göre iyileşme sürecinin en kritik noktası ise farkındalık: “Zihinsel ve bedensel yüklerinizi fark ettiğiniz an değişim başlamış demektir. Görünür olan her duygu ve stres faktörü dönüşümün kapısını aralar.” Zihninizi susturmaya çalışmak yerine onu dinlemek, bedeninizin verdiği sinyalleri ciddiye almak ise bu sürecin en önemli anahtarlarından biri.

Benzer Videolar